Gıda Mühendisi

Ece Birinci

Giriş

Gıdanın Bilimine Güvenli Yolculuk

Mutfaklarımızdaki lezzetin arkasındaki bilime ve güvenliğe odaklanan bu yolculuğa hoş geldiniz. Ben Ece; bir Gıda Mühendisi olarak amacım, etiketlerin karmaşık dilini çözmenizden mutfaktaki kritik hataları önlemeye, tağşiş listelerinden restoranların görünmeyen yüzüne kadar her konuda size rehberlik etmek. Instagram @neyemeliyizzz ile başlattığımız bu farkındalık hareketinde, tüketici bilinci yaratarak ne yediğinizi bilmenin gücünü paylaşıyoruz; çünkü bilinçli tüketici olmak, sevdiklerimizin sağlığını korumanın en etkili yoludur.

Gıda Mühendisi Ece'nin Notları

Mutfaklarımızda nesillerdir süregelen “tavuğu yıkama” alışkanlığı, aslında temizlik sağlamak yerine mutfağınızı görünmez bir bakteri yuvasına çevirebilir. Tavuğu suyun altına tuttuğunuzda, sıçrayan mikroskobik su damlacıkları ile birlikte Salmonella ve Campylobacter gibi tehlikeli bakteriler tezgaha, lavaboya, yakındaki temiz tabaklara ve hatta salata malzemelerine bulaşır. Literatürde “çapraz bulaşma” dediğimiz bu durum, gıda zehirlenmelerinin en yaygın sebeplerinden biridir.

Bu bakterilerden kurtulmanın tek ve en güvenli yolu ısıdır. Tavuğu yıkasanız da yıkamasanız da, pişirme sırasında ulaşılan yüksek sıcaklık bu bakterilerin tamamını yok eder. Yani yıkamak riski artırırken, doğru pişirmek güvenliği garanti eder. Tavuğu paketinden çıkarıp doğrudan tencereye veya fırına almak, ailenizin sağlığı için yapabileceğiniz en hijyenik harekettir.

Brokoli, içerdiği “sülforafan” adlı bileşik sayesinde güçlü bir kansersavar ve bağışıklık dostudur; ancak bu madde brokoli bütün haldeyken aktif değildir. Sülforafanın ortaya çıkması için brokolideki “miyrosinaz” enziminin serbest kalması gerekir. Bu da ancak brokoliyi doğradığınızda veya parçaladığınızda gerçekleşir. Bu yüzden brokoliyi kestikten sonra hemen pişirmeyip en az 10 dakika (maksimum 40 dakika) bekletmek, bu mucizevi bileşiğin oluşması için hayati bir adımdır.

Pişirme aşamasında da dikkatli olmak gerekir; çünkü miyrosinaz enzimi yüksek ısıya dayanıksızdır. Brokoliyi suda veya buharda 8 dakikadan fazla haşlarsanız bu enzimi kaybedersiniz ve besin değeri ciddi oranda düşer. Rengi canlı yeşil kalmalı, sararmamalıdır. Eğer yanlışlıkla fazla haşlarsanız üzülmeyin; bilimin bize sunduğu harika bir kurtarıcı var: Toz Hardal.

Hardal tohumları doğal olarak miyrosinaz enzimi içerir. Pişmiş brokolinize bir çay kaşığı toz hardal eklediğinizde, ısıdan dolayı kaybolan enzim geri gelir ve sülforafan üretimini tekrar başlatarak emilimi 4 kata kadar artırabilir. Yani küçük bir dokunuşla tabağınızdaki şifayı geri kazanabilirsiniz.

Yumurtanın kabuğu dışarıdan sert görünse de aslında gözenekli bir yapıdadır ve doğa bu gözenekleri korumak için “kutikula” adı verilen özel bir tabaka yaratmıştır. Yumurtayı marketten alır almaz yıkarsanız, bu koruyucu zırhı kendi ellerinizle yok etmiş olursunuz. Koruma kalktığında, Salmonella başta olmak üzere dışarıdaki bakteriler gözeneklerden kolayca içeri sızar ve yumurtanın içini enfekte eder.

En doğrusu, yumurtayı kendi karton kutusunda ve yıkanmadan buzdolabına kaldırmaktır. Yıkama işlemini sadece yumurtayı kullanacağınız zaman, pişirmeden hemen önce yapmalısınız. Ayrıca yumurtaları dizerken sivri uçlarının aşağıya gelmesine dikkat edin. Yumurtanın geniş tarafında bir hava boşluğu bulunur; sivri uç aşağıda durduğunda bu hava boşluğu yukarıda kalır.

Eğer yumurta sivri tarafı yukarı gelecek şekilde durursa, hava boşluğu yumurta sarısına yaklaşır ve sarının hava ile temas edip daha hızlı bozulmasına neden olur. Sivri ucu aşağıda saklamak, sarının merkezde kalmasını sağlar, bozulmayı geciktirir ve yumurtanın tazeliğini çok daha uzun süre korur.

Mutfakta pratik olduğu için tercih edilen plastik kesme tahtaları, aslında her doğrama işleminde yemeğinize gözle görülmeyen plastik parçacıkları ekler. Yapılan araştırmalar, plastik tahta üzerindeki bıçak darbeleriyle kopan mikroplastiklerin doğrudan gıdaya karıştığını gösteriyor. Şaşırtıcı bir veriye göre, bir kişi sadece plastik kesme tahtaları yüzünden yılda ortalama 37.6 gram, yani yaklaşık bir kredi kartı ağırlığında mikroplastik yutabiliyor.

Sağlığınız için en güvenli alternatifler bakımı düzenli yapılan ahşap, cam veya paslanmaz çelik tahtalardır. Özellikle çiğ et ile sebzeleri hazırlarken “çapraz bulaşma” riskini unutmamak gerekir. Çiğ etteki bakterilerin (E. coli, Listeria gibi) salatanıza geçmemesi için, et kestiğiniz tahta ile sebze kestiğiniz tahtayı mutlaka ayırmalısınız.

Ahşap tahtaların temizliği konusunda endişe ediyorsanız doğal yöntemleri kullanabilirsiniz. Tahtalarınızı makineye atmak yerine, yarım limon ve karbonatla ovabilir ya da sirkeli su ile dezenfekte edebilirsiniz. Bu yöntem hem tahtanın ömrünü uzatır hem de kimyasal kalıntı riskini ortadan kaldırır.

Mikrodalga fırınlarla ilgili en büyük korku “radyasyon” yaydıkları düşüncesidir; ancak mikrodalgalar X-ray gibi DNA’ya zarar veren iyonlaştırıcı ışınlar değildir. Çalışma prensipleri basittir: Yiyeceğin içindeki su moleküllerini saniyede milyonlarca kez titreştirerek sürtünme yoluyla ısı açığa çıkarırlar. Hatta mikrodalga, gıdaları çok kısa sürede ve az suyla pişirdiği için, haşlama yöntemine göre C vitamini gibi ısıya duyarlı vitaminleri daha iyi koruyabilir.

Buradaki asıl tehlike mikrodalga cihazında değil, içine koyduğumuz kaptadır. Mikrodalgada asla plastik kap kullanılmamalıdır. Isınan plastik, gıdanıza Bisfenol-A (BPA) gibi zararlı kimyasallar ve mikroplastikler sızdırabilir. Bu sızıntı hormonal dengenizi bozabilir. Bu yüzden mikrodalga kullanırken her zaman cam veya seramik kaplar tercih edilmelidir.

Son yılların gözdesi Airfryer’lar, aslında mini birer konveksiyonel fırındır ve sanılanın aksine radyasyon yaymazlar. Geleneksel kızartmaya göre çok daha az yağ kullandıkları için kalori alımını düşürmesi açısından sağlıklı bir alternatiftir. Ancak bu cihazları kullanırken “akrilamid” riskine dikkat etmek gerekir. Özellikle patates gibi nişastalı gıdalar 180°C’nin üzerinde piştiğinde, kanserojen potansiyeli olan akrilamid maddesi oluşabilir.

Bu riski minimize etmek için patatesleri pişirmeden önce suda bekleterek nişastasını azaltabilir ve pişirme ısısını mümkünse 180°C’nin altında tutabilirsiniz. Amacımız yanık, koyu kahverengi bir görüntü değil; altın sarısı bir renk olmalıdır.

Ayrıca Airfryer’ın temizliği de gözden kaçan bir sağlık detayıdır. Haznede kalan eski yağ kalıntıları, tekrar tekrar ısındığında yanarak toksik bileşiklere dönüşebilir. Bu yüzden her kullanımdan sonra cihazın içinin temizlenmesi, gıda güvenliği açısından son derece önemlidir.

Market raflarında “tarçın” etiketiyle satılan her ürün ne yazık ki aynı değildir. Dünyada yaygın olarak iki tür tarçın bulunur: Biri şifa kaynağı olan “Seylan” (Gerçek) tarçını, diğeri ise piyasada ucuz olduğu için sıkça rastladığımız “Çin” (Cassia) tarçınıdır. Çin tarçını, doğal olarak yüksek miktarda “kumarin” maddesi içerir. Kumarin, kan sulandırıcı etkiye sahiptir ve yüksek dozda tüketildiğinde karaciğer toksisitesine yol açabilir.

Özellikle düzenli olarak tarçın tüketenler, çocuklar ve karaciğer hassasiyeti olanlar için bu ayrım hayati önem taşır. Çin tarçını tek parça, kalın, sert ve koyu renkli bir kabuğa sahipken; Seylan tarçını incecik, iç içe geçmiş katmanlardan oluşan, kırılgan ve daha açık renkli bir yapıdadır. Seylan tarçınındaki kumarin oranı, Çin tarçınına göre yok denecek kadar azdır.

Sağlığınızı riske atmamak için aldığınız tarçının etiketinde “Cinnamomum verum” veya “Seylan Tarçını” ibaresini aramalısınız. Eğer çubuk tarçın alıyorsanız, kat kat ve puro benzeri görünümü sayesinde gerçek tarçını kolayca ayırt edebilirsiniz.

Eğitim ve Sertifikalar

Instagram @neyemeliyizzz Dünyası